endüstri devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
endüstri devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2012 Pazartesi

ENDÜSTRİ İHTİLÂLİNİN SONUÇLARI

·         Üretimde el emeğinin yerini makinenin almasıyla seri üretime geçilmiş, fabrikalar kurulmuş, bol, ucuz ve kaliteli üretim sağlanmıştır.
·         Hammadde ve pazar arayışı artmış, sonucunda sömürgecilik gelişmiştir. Bu da Avrupalı devletleri gelecekte karşı karşıya getirerek I. Ve II. Dünya Savaşları’nın çıkmasına neden olacaktır.
·         Büyük sermaye birikimleri ile büyük şirketler kurulmuştur.
·         Tarımda makineleşmeyle insan ihtiyacı yarıya düşmüş ve birçoğu kente göçmüştür. Kazanç ve yaşam standartı düşük olan bu insanlar şehirlerin çevrelerine yerleşip küçük semt ya da yeni şehirler oluşturmuştur. Şehirleşme sorunları ortaya çıkmıştır.
·         Şehir nüfusu artınca; gecekondulaşma artmış, güvenlik sorunları ortaya çıkmış, suç işleme oranı artmış ve altyapı sorunları ortaya çıkmıştır.
·         Batı’nın toplumsal sınıf yapısı değişmiştir. İşçi-işveren sınıfı oluşmuştur.
·         İşçi sınıfı ve haklarıyla ilgili olarak sosyalizm ortaya çıkmıştır.
·         Endüstri ihtilâli öncesinde bilinçsiz bir durumda var olan işçi sınıfı bilinçlenmeye başlamıştır. Artık siyasal açıdan oy haklarının olmadığının, sendikalaşma ve grevin yasak olduğunun, düşük ücretlerini, kötü çalışma koşullarının farkına ve bilincine varmışlardır.
·         İşçilerin fabrikalara toplanması ve iş sahasında daha karmaşık işlemler yapması, mesleklerde uzmanlaşmayı getirmiştir.
·         Kapitalizm, liberalizm gibi yeni düşünce akımları oluşmuştur.
IV. ENDÜSTRİ İHTİLÂLİ’NİN OSMANLI DEVLETİ’NE ETKİLERİ
·         Osmanlı ticaret anlayışında aşırı kâr yapmak ayıp sayılıyordu. Ticarette amaç ülke ihtiyacını karşılamaktı.
·         Osmanlı devleti arz-talep dengesini korumak için ve özellikle üretilen malların, üretildiği yerin ihtiyaçlarını karşılaması için iç gümrük vergisi uygulaması getirmiştir.
·         Avrupa’da üretilen ucuz mallar Osmanlı ülkesine kapitülasyonlar sayesinde rahatça girebilmiştir.
·         Osmanlı devleti, hammadde satan ve dışarıdan işlenmiş (mamul) mal alan bir ülke haline gelmiştir.
·         Osmanlı el sanatları tezgâhları hızla gelişen makineleşme karşısında çökmüştür.
·         İthalat artmış, ihracat azalmıştır. Osmanlı Avrupa’nın açık pazarı olmuştur.
·         Lonca örgütü zayıflayarak ortadan kalkmıştır.
·         Ekonomideki olumsuz gelişmeler siyasal çöküşü de hızlanmıştır.
·         Osmanlı toprakları sömürgeleştirilmeye başlanmıştır. Cezayir ve Tunus Fransa’nın; Kıbrıs ve Mısır İngiltere’nin; Trablusgarp İtalya’nın sömürgesi haline gelmiştir.
                                                            

ENDÜSTRİ İHTİLÂLİ VE YAŞANAN GELİŞMELER

Endüstri ihtilâli, buhar kuvvetinin sanayiye uygulanması, buharla işleyen makinelerin çoğalması, az zamanda çok mal yapan, üreten fabrikaların kurulması ile sanayi ve ticaret dünyasında birtakım değişikliklerin olmasıdır.
           İki ayrı endüstri ihtilâlinden söz edilebilir. Birinci aşama, 18.yüzyılda başlayıp 19.yüzyıl ortalarına kadar süren makineleşme çağı; ikinci aşama, büyük fabrikaların orta çıktığı endüstrileşmenin teknolojik dönemidir.
           İlk olarak ve belirgin şekilde 1750 ile 1830 yılları arasında İngiltere’de ortaya çıkmış, sonrasında diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştır.
          Makine çağının gerçek başlangıç noktasını 1763 yılında James Watt tarafından buharlı makinenin bulunuşu oluşturmaktadır. Makineleşen sanayi önce İngiltere’de dokuma sanayinde uygulama alanı bulmuştur. Odunun yerine maden kömürünü kullanılması, hareket ettirici gücü artırmıştır. Havagazı aydınlanma aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üretimde makinenein kullanımı eşya fiyatlarını ucuzlatmıştır. Fazla üretim, geliri artırmıştır. El emeğinin yerini alan üretim araçlarında meydana gelen gelişmeler maliyeti yükseltmiş ve işçilerin bunlara tek başına sahip olamayacağı anlaşılmıştır. Buharın kullanımı da ister istemez makineleri bir araya getirmiş, makineler fabrikalarda toplanmıştır. Böylece süreç içerisinde fabrika sistemine geçiş meydana gelmiştir.
              Bu dönemlerde sömürgeciliğinde gelişmesi ticarete genişlik olanağı sağladığından, üretimi artırma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu durumda fabrika denilen büyük üretim ünitelerinin kurulmasına neden  olmuştur. Fabrikalar, işçilerin bir iş yerinde bir araya getirilip ücret karşılığında çalışmaları için kendilerine alet, makine ve malzeme verilen yerler olarak ortaya çıkmıştır. Eski aile endüstrisi ile küçük üretim evleri yerlerini büyük fabrikalara bırakmıştır. Fabrikaların kuruluşu ile işçilerin sayıları birdenbire artmış ve köylerden şehirlere göçler başlamıştır. Sayıları artan işçiler yeni bir sınıfın ortaya çıkmasına ve işçi-işveren ilişkilerin başlamasına neden olmuştur.
             1807’de ilk defa Robert Fulton buharlı makineyi gemilere uygulamış, 1840’da ise ilk düzenli okyanus ötesi buharlı gemi seferleri başlamıştır. 1804’te Galler’de raylar üzerinde ilerleyen ilk buhar makinesini yapmış, 1825’de de buharlı makine ilk kez lokomotiflerde kullanılmaya başlanmıştır.
           19.yüzyılda hızlanan endüstri ihtilâli, bilimle tekniği birleştirmiş, yeni sosyal ve ekonomik gelişmeleri beraberinde getirmiştir. 1830-1860 yılları arasında İngiltere’de daha etkili maden tasfiye yöntemlerinin geliştirilmesine paralel olarak kömür üretimi hızla artmıştır. Yüksek demir ve çelik talebi bu yöntemler sayesinde kolayca karşılanabilmiştir. Sanayileşmenin itici gücü dokumacılık yerini demiryollarına bırakmıştır. 1800-1830 yılları arasında köprü, kanal, demiryolu vb.gibi inşaatlar hızla artmıştır. İngiltere’de ilk demiryolu 1830’da Manchester ile Liverpool şehirleri arasında açılmış, 1830-1850 arasında on bin km demiryolu yapılmıştır.
           1850’lere kadar genelde İngiltere’nin tekelinde olan endüstri ihtilâli bu tarihten itibaren tüm Avrupa’ya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yayılmıştır. 1896’da Amerika’nın doğu ve batı kıyıları birbirine bağlanmış, 1871’de tamamlanan Frejus tüneli ile Alpler ilk kez aşılmıştır.
      1870’lerle birlikte endüstri ihtilâli nitelik değiştirmiştir. Bilimsel buluşlar ve bunların üretime uygulanması, pratik zekalı tek tek bireylerin birbirinden ayrı çalışmalarına bağlı olmaktan kurtulmuş, devletten destekledikleri ve gerektiğinde de örgütledikleri büyük ve zengin kuruluşların eline geçmiştir. Doğal kaynaklar ve bilim el ele vererek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir.
          Endüstri ihtilâliyle tarım makineleşmiş, böylece aynı miktar toprak daha fazla insanı besleyebilir hale gelmiştir. Ancak artan sanayi üretimi karşısında toprağın önemi azalmıştır.
         Endüstri ihtilâlinin bir diğer önemli etkisi üretimi fazlasıyla artırmış olmasıdır. Artan üretime pazar bulmak için dış ticarete yönelmişlerdir. Endüstri ihtilâli dış ticarete açılan ve büyük pazarlar kuran batılı devletlerin egemenliklerini sürdürmeleri için başvurulan bir yol olmuştur.
 Avrupa’nın ekonomik kapasitesi 18. yüzyılda İngiltere ve 19. yüzyılda Fransa, Almanya ve diğer ülkelerde meydana gelen endüstri ihtilâli ile genişletilmiş, ekonomik alandaki yeni anlayışların gelişmesi, buhar ve elektrik üretimindeki teknolojiler ve bilimsel anlayışın yayılması ile Avrupa ülkelerinin ekonomik üstünlüğü daha da artmıştır.

ENDÜSTRİ İHTİLÂLİNİN İNGİLTERE’DE BAŞLAMASININ SEBEPLERİ

Endüstri İhtilâli önce İngiltere’de başlamıştır. Diğer Avrupa ülkelerinde ( Fransa, İtalya, Almanya gibi) Rönesans ve reform gibi akımların getirdiği kültürel, bilimsel, sanatsal, dinsel anlayış hakimken, İngiltere bir ada olmasından dolayı bu akımlardan diğerlerine göre o kadar da etkilenmemiştir. O dönemde ekonomik faaliyetlere daha çok önem vermiştir. Yine İngiltere bir ada olmasından dolayı derebeylik ve mezhep savaşları Avrupa’ya göre daha azdı bu durumda onlara göre ekonomik ve sosyal anlamda daha fazla serbestlik demektir. Bu sebeple de siyasî istikrarını erken sağlamıştır. Ayrıca o dönemde Avrupa’da finans ve sömürge devi olan İngiltere maddi  kaynak ve hammadde açısından da bir sıkıntı çekmiyordu. Zira İngiltere toprakları hammadde bakımından zengindir: özellikle kömür ve Kuzey Denizi açıklarındaki petrol-doğal gaz yatakları çok önemlidir.[1] Kömürden elde edilen enerji, yeni endüstrinin oluşmasında oldukça etkili olmuştur. Ürettiği malları satmak için sömürge ülkeleri Pazar olarak kullanabilmekteydi. Ada olmasından dolayı donanma ve deniz ticareti de gelişmişti.   
            1485’ten 17. yüzyılın ilk yıllarına kadar Tudor hanedanı, bundan sonra 1603’ten 1688’e kadar Stuart hanedanı, 1688–1714 yılları arasında Orange hanedanı ve 1714’te Hanovra hanedanının yönetiminde olan İngiltere, 1649–1660 yılları arasında askeri bir diktatörlük kuran Cromwell’in 1651’de çıkardığı “Nevigation Act” (denizcilik kanunu) kanunuyla gemicilikte hızlı ve önemli bir gelişme göstermiştir.[2] Bu kanunla 1652-1654’te kuvvetli bir denizci ülke olan Hollanda ile savaş yapılmış ve İngiltere Hollanda’yı yenmiştir. 1654–1658’de İspanya ile de savaş yapan Cromwell İspanya’yı da yenerek Güney Amerika’daki İspanya sömürgeleriyle ticaret yapma hakkını elde etmiştir.[3]
          Cromwell’in ölümünden sonra İngiltere demokratik gelişme bakımından önemli bir olaya sahne olmuştur. Cromwell’den sonra tekrar iktidara gelen Stuart kralları ülkeyi mutlak bir şekilde yönetmek istemişler ve bu durum kral ve parlamento arasında 1688 yılına kadar sürecek olan bir mücadeleye sebep olmuştur. 1688’de İngiltere tahtına getirilen Orange hanedanından Kral William, 1689 Şubatında “Decleration of Rights” (Haklar Beyannamesi)’ı kabul ederek ülkede yeni bir idare tarzını, meşrutî monarşiyi başlatmıştır.[4] İngiltere’de 1689’larda oluşan bu meşruti monarşi düzenin temelinde mülkiyet hakkının, bireysel hak ve özgürlüklerim korunması yatmaktadır.
  İngiltere 1702–1713 İspanya veraset savaşlarında İspanya’yı yenerek Cebelitarık’ı almış ve bu şekilde Akdeniz’in kilit noktasına yerleşmiştir.
1763’de Yedi Yıl savaşları (1757–1763)’nın sonunda İngiltere’nin Fransa ve İspanya ile imzaladığı Paris Antlaşması İngiliz sömürgeciliğinin gelişmesinde büyük bir adım olmuştur. Bu antlaşma ile İngiltere bütün Kanada’yı, Bugünkü Amerika’da Missisipi nehrinin bütün doğu kısımlarını almış, Fransa’yı Hindistan’dan çıkararak Bütün Hindistan’ı ele geçirmiş ve büyük bir hazineye kavuşmuştur.
      Napolyon Savaşları sırasında 1805’de Amiral Nelson’un İspanyol donanmasını yakmasından sonra İspanyol denizciliğinden bir daha söz edilmezken, İngiltere zamanımıza kadar denizlerdeki üstünlüğünü devam ettirecektir[5]. Ayrıca İspanyol gemilerini vuran İngiliz gemileri, İspanyolların Orta Amerika’dan yağmaladıkları tonlarca altınları yağmalayarak ülkelerine taşımışlardır.
Dünyanın mali merkezi konumunda olan 18. yüzyıl İngiltere’sindeki zenginlik, sadece asillerin elinde değildir; ortanın üstünde geniş bir ticaret burjuvasına yayılmıştır
 İngilizlerin 17. ve 18. yüzyıllarda Amerika ve Asya’da yoğunlaştırdıkları sömürge faaliyetleri özellikle ticari ve ekonomik ağırlıklı olmuştur. 18. yüzyılda özellikle de İngiltere’de ücretli işçi kullanan küçük boyutlu kapitalist işletmeler sahneye çıkmıştır. Birbirleriyle rekabet halindeki kapitalist işletmeler, pazar için üretim yapmışlar ve bunun çoğunu başta İngiliz sömürüleri olmak üzere dünyanın her yerine ihraç etmişlerdir. Sermaye büyüdükçe onu üreten işçi sınıfı (proletarya) da büyümüştür. Sömürge toprakları İngiltere pazarının ihtiyacı olan hammadde ve tüketim malzemeleri kaynağı olmuş, İngiliz ürünlerinin pazarı olarak değerlendirilmiştir. Üretim sürecine sokulan her yenilik verimliliği arttırmış, sömürüyü derinleştirmiş, sermayeyi büyütmüş ve her seferinde yeni pazarlar elde etmek, bu amaçla daha çok alanı denetim altına almak zorunlu hale gelmiştir. Bunda en büyük amaç İngiltere’ye mümkün olduğunca fazla para ve kaynağın girmesi ve mümkün olduğunca da az çıkmasıdır.[1] Bütün bu süreçte dönemin merkantilist anlayışı etkili olmuştur.
Merkantalizm teorisi, 16.yüzyıldan 18.yüzyıl ortalarına kadar Avrupa’da hakim olan ekonomik teoridir. Bu anlayışa göre zenginlik kapital temine bağlıdır. Devletçi bir ekonomi anlayışıdır. Ekonomik kontrolü elinde tutan devletin amacı, mümkün olduğunca çok altın ve gümüş ile hazineyi doldurmaktır. Bunun olabilmesi içinde memleketin her karış toprağı ziraî olarak kullanılmalı, hammaddeler işlenip mamul halde satılmalı, altın ve gümüş asla dışarı yollanmamalı, ithalat engellenmeli, eğer ithalat yapılacaksa da parayla değil üretilen malla yapılmalı, ihracatın karşılığında ise mutlaka para alınmalıdır. Ülkelerin zenginliği ellerinde bulundurdukları altınla ölçülür. Bu anlayış neticesinde yoğun bir para biriktirme ve zenginlik ortaya çıkmıştır. Devamında ise kapitalizm ortaya çıkmaya başlamıştır. Sömürgecilik ve sömürgeler arası savaşların temelinde de yine merkantalist anlayış yer almıştır.

ENDÜSTRİ İHTİLÂLİ

         Endüstri İhtilâli, James Watt’ın 1765’te buhar makinesini keşfetmesi ve bunun bir enerji kaynağı olarak kullanılması ile başlayan, seri üretim, kol gücünün yerini makine gücünün alması, ürün çeşitliliği ve sayının artması vs. gibi sonuçları olan bir değişim sürecidir. İlk olarak 18.yüzyılda İngiltere’de başlayan, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan, etkileriyle tüm dünyayı sarsan önemli bir olaydır.

         Sanayi, ihtilâl öncesinde zanaat düzeyinde iken, 18.yüzyıl sonlarına gelindiğinde sanayide üretim araçlarını hem nitelik hem nicelik olarak etkileyen büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır.
I.ENDÜSTRİ İHTİLÂLİNİ HAZIRLAYAN SEBEPLER
         “Endüstri İhtilâli” olarak tanımlanan olay, Batı toplumlarına günümüzdeki özelliklerini kazandıran ve Doğu toplumlarının bazı sorunlarla karşılaşmalarına yol açan olaydır. Diğer tüm toplum olaylarında olduğu gibi bir dizi toplumsal ilişkiler içinde gerçekleşmiştir. Yeniçağ başlangıcında Batı’da bulunan toplumsal koşulların ürünüdür.[1]
         Endüstri ihtilâli için çeşitli ön koşullar ileri sürülmektedir ve ortaya çıkışı da zorunlu bir biçimde bu koşulların gerçekleşmesine bağlanmaktadır. Bu koşulları şöyle sıralamak mümkündür:
·         Batı’da görülen zenginlik birikimi,
·         Bu zenginliklerin sermayeye dönüşmesi,
·         Özgür işçi emeğinin kendini piyasaya sunması.[2]
         Endüstri ihtilâlini 16.ve 17.yüzyıldaki dinsel, siyasal, bilimsel ve felsefî düşünceler hazırlamıştır. Protestan Reformasyonu “bugün çok çalışıp yarını düşünmeyi” önemli bir değer olarak yerleştirmiştir. 17.yüzyılda Aydınlanma filozofları bilimsel yöntemi ve rasyonel düşünme ilkelerini geliştirmişlerdir. Fransız Devrimi Napolyon aracılığıyla bu düşünceleri Avrupa’ya yaymıştır. 17.yüzyılın bilimsel buluşları, endüstri ihtilâlinin teknolojik gelişmelerine kaynak oluşturmuştur.
         Şimdi endüstri ihtilâlinin gerçekleştiği Avrupa toplumunun ve ihtilâlin ilk olarak başladığı İngiltere’nin durumuna kısaca bakacağız.
A.AVRUPA’NIN DURUMUNA GENEL BİR BAKIŞ
Ortaçağda Avrupa
           Ortaçağda Avrupa’nın siyasi yapısına bakacak olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkar: kavimler göçüyle Roma İmparatorluğu yıkılmıştır. Halk derebeylerin himayesine girmiş ve böylece feodal yönetimler güçlenip yaygınlaşmıştır. Krallar, feodal beyler üzerinde tam egemenlik kuramaz. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu varlığını devam ettirir. Daha sonra Haçlı seferleriyle feodal yön zayıflamaya başlayacak, merkezi krallıklar güçlenecektir.
        Sosyal yapı olarak halk; soylular, din adamları, burjuvalar, köylüler ve köleler şeklinde sınıflara ayrılmıştır. Toplumsal eşitsizlik söz konusudur.
          Dinî yapı olarak ise, Kavimler Göçüyle oluşan otorite boşluğunda Hıristiyan din adamları tüm Avrupa’da Hıristiyanlığın yayılmasında etkili olmuştur. Katolik Kilisesinin, krallara taç giydirme, kişileri (aforoz) ve bölgeyi yöneticisiyle (enterdi) birlikte dinden çıkarma, para karşılığı günah bağışlama (endülüjans), dini merasimleri düzenleme görevleri vardı. Kilisenin etkisiyle “skolastik düşünce” etkili olmaya başlamıştır. Kilisenin kuralları mutlak doğrudur, değiştirilemez ve karşı çıkanlar aforoz edilir. Bu durum bilimsel çalışma ve düşünce hayatını olumsuz etkilemiştir.


            Ortaçağın önemli olaylarından bir diğeri Haçlı seferleridir. Hıristiyan Avrupalıların İslam dünyası üzerine yaptığı seferler olarak ifade edilebilir(1096-13.yüzyıl sonları). Bu seferler Bizans’ın Müslümanları Anadolu ve Ortadoğu’dan uzaklaştırmak için Avrupa’dan yardım istemesi, Papa’nın Ortadoksluğu da hakimiyeti altına alarak büyük bir imparatorluk kurma hayali, Kudüs’ün Müslümanlardan alınmak istenmesi, İpek ve Baharat ticaret yollarının Müslümanlarda olması ve fakir ve yoksul Avrupa’nın Doğu’nun zenginliklerine ulaşmak istemesi… gibi sebeplerle düzenlenmiştir. Sonuç olarak; feodalite zayıflamış ve merkezî krallıklar güçlendi, Doğu-Batı ticareti gelişti, burjuvalar ticaret sayesinde güçlenmeye başladı, Müslümanlar devletler ekonomik açıdan zarar gördü, Avrupalılar İslam kültür ve medeniyetini yakından tanıdılar, Müslümanların kullandığı kağıt, barut, matbaa, pusula gibi teknik icatlar Avrupalılar tarafından öğrenildi ve gelişimine ortam hazırladı.


Yeniçağda Avrupa
            Yeni Çağ döneminde endüstri ihtilâli öncesi Avrupa’da, geleneksel Batı kaynaklarıyla açıklayabilmenin olanaksız olduğu büyük bir zenginlik birikimine tanık olunmaktadır. O güne değin görülmemiş boyutlara ulaşmış olan bu birikimin, Batı için karanlık ve gerileme dönemi olarak tanımlanan Orta Çağ’ın hemen sonrasına rastlaması da oldukça ilgi çekicidir.[1] Bu zenginliğin kaynağında ise yeni ticaret yollar ve sömürgecilik faaliyetleri yer almaktadır.
           İstanbul’un fethi Batı’daki gelişmeleri önemli ölçüde etkilemiştir. Avrupa’nın çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan ticaret yollarının, özellikle “İpek” ve “Baharat” yollarının Osmanlı Devleti’nin eline geçmesi Avrupalıları yeni yollar aramaya sevk etmiştir. Bu girişimler sırasında pek çok yer ilk kez keşfedilmiş, yeni ticaret yolları bulunmuş, yeni ticaret yolları da Batı’ya yeni Doğu uygarlıklarını tanıtmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşen coğrafi keşifler, yeni kıtaların Avrupa ülkelerince sömürgeleştirilmelerine yol açmış ve ilk coğrafi keşifler ile sömürgeci yayılma Portekiz ve İspanya aracılığıyla gerçekleşmiştir.
1486-87’de Portekizli Bartolomeo Dias Ümit Burnu’nu bulmuş ve böylece Portekiz Hindistan’a deniz yoluyla ulaşma imkânı elde etmiş, bunun arkasından 1497-99’da Vasco de Gama Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan’a varmıştır. Böylece Portekiz Batı Afrika kıyılarına, Doğu Afrika’da Mozambik’e ve Hindistan’ın doğu kısmına yerleşmiş, 1500’de Alvarez Cabral’ın Brezilya’yı keşfetmesiyle de geniş Brezilya topraklarını ele geçirmiştir[2]. Portekizliler daha çok stratejik öneme sahip ticaret kapılarını denetim altında tutmayı yeğlerken bir yandan da  Afrika köle ticaretine girişmişlerdir.
Büyük keşiflerde başrolü oynamış bir devlet olan İspanya ise bu keşifler sayesinde denizaşırı büyük sömürgeler ele geçirmiştir[3]. Amerika kıtasının keşfi[4] İspanya’ya bugünkü Meksika, Bahama ve Antiller’e ve Brezilya hariç bütün Güney Amerika’ya yerleşme imkânı sağlamış ve böylece İspanyollar Peru ve Meksika’nın altın ve gümüş kaynaklarına hâkim olup bu zenginlikleri Avrupa’ya taşımış ve taşınan bu kıymetli madenlerle

ekonomisi oldukça güçlenmiştir. Fakat İspanya sömürüsü sadece değerli madenlerle sınırlı kalmamış; zora dayalı çalıştırma veya köle emeği de kullanılmıştır[1].
Coğrafî keşiflerin sonuçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür;
·         Avrupalılar tarafından yeni ada, kıta, okyanus, bitki, hayvan,ırk ve ticaret yolları keşfedilmiş ve keşfedilen bu toprakların yer altı ve yerüstü kaynakları adeta yağmalanarak bütün zenginlikler Avrupa’ya taşınmıştır. Böylece sömürgecilik faaliyetleri başlamıştır.
·         Ticarî faaliyetler gelişmiş, Avrupa’ya getirilen altın, gümüş tarımın yerini almıştır. Ticaret sayesinde burjuvalar zenginleşmiştir.
·         Keşifler ticaret yollarının değişmesine neden olmuş, Hint deniz yolunun bulunmasından ve Amerika’nın keşfinden sonra Akdeniz limanları, Baharat ve İpek ticaret yolları eski önemini kaybetmiş, Hint okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazanmıştır.
·         Avrupa’nın zenginleşmesi Rönesans hareketleri ve ardından da Endüstri ihtilâlinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
                17. yüzyıldan itibaren İspanyol ve Portekizliler üstünlüklerini önce Hollandalılar daha sonra da İngilizler lehine olmak üzere kaybetmişlerdir[2].
             Batıda görülen bu büyük zenginlik birikimi ve bu zenginliğin özgür işçi emeğinin değerlendirildiği yeni ilişkiler içinde sermayeye dönüşmesi,  yoğun üretim birimlerinde giderek üstün bir tekniğin kullanılması ile daha geniş bir pazar için üretim yapılması, Batı içinde yeni rol ve görevi ile bir sınıf görüntüsüne bürünen burjuvazinin siyasî iktidarı ele geçirme savaşı ve  Batı’da bu gelişmeler içinde dünya egemenliğini ele geçirme süreci ile endüstri ihtilâlinin temeli olmuştur.[3]
              Avrupa için 16. ve 17. yüzyıllar ticari ve askeri girişimleri destekleyen ve onlarla bağlantılı olarak gelişen bilimsel devrimler çağı olmuştur.[4] 16. ve 17. yüzyıllardaki dinsel, siyasal, bilimsel ve felsefi düşünceler bilim ve teknik alanında gelişmelere ortam hazırlamıştır. 17. yüzyılda aydınlanma filozofları bilimsel yöntemi ve rasyonel düşünme ilkelerini geliştirmiş, Avrupa’da Rönesans ile başlayan bilimsel gelişmeler peşinden teknik gelişmeleri getirmiş, 17. yüzyıl bilimsel buluşları endüstri ihtilâlinin teknolojik gelişmelerine kaynak olmuştur.